Aslında bu yazı,
manitasından ayrı düşüp Emre Aydın dinleyerek bileklerini rakı şişesiyle
doğramak üzere olan bir okura hitap etmezdi. Ama düşündüm de eğer siz de
bininci defa “bu kez son” diyerek ayrılmışsanız ve aşkınızdaki o kadim dönemeç
olan “ilişki ishali” istasyonunda takılıyorsanız durum biraz yavşar. Yazıya oradan
giriyor, acınacak halinize gülün istiyorum.
Şöyle,
Çocukluğunuzdan beri
anneniz eve haftada en az üç defa balık almıştır. Kokusuna bile tahammül
edemediğiniz, üstelik pazarda canlı canlı kıpraştığını gördüğünüz bu balık faciası,
her gün bıdı bıdı hayatınızı zora ve yetmezmiş gibi yer yer başınızı tavaya
sokan, annenizle “emir-itaat” yollu geleneksel ve anlaşılır bir ilişki
kurmanıza mani olan ve nihayet balığın faydalarından beyhude geçirdiğiniz onca
yıla mal olmuştur. Hem balık dediğin Boğaz'da yenmez mi? Yanında rakı yoksa da
aylarca aklınıza gelmez mi? Hah! Dön oradan sola, biraz daha git, ileride sağa
çek, beş dakkaya geliyorum.
Efenim büyüdüğünüzün
kanıtı olacak bir hareket söylüyorum; manitadan ayrıldığınız ve “dirty single”
yaşadığınız minnak evinizde ilk defa balık pişirmişseniz çıkın abi Emre Aydın
kafasından. O kafalar olmuş, koparmak lazım o kafayı.
Elin kızı/oğlanı otuz beş
sene de geçse zar zor gerçekleştirdiğiniz bu başarıyı mevzuya bahis etmezken,
anne öyle mi? Şimdi duysa kendi balığınızı kendiniz pişirdiğinizi unutuverir
kadıncağız kafanıza tavayı indirdiğini. İki damla gözyaşı bile salınır yeminle.
Hiçbir anne böyle gerzekçe bir başarıyı küçümsemezdi. “benim oğlan sonunda
büyüdü” derdi. “sabrettim, ettim ama bu günleri de gördüm ya artık tamam, gözüm
açık gitmeyeceğim.” Size de bedavaya özgüven inerdi. “Sikerimaaaeee manitayı”
derdiniz. Bundan sonra sizi hayatta hiçbir fatura yıkmazdı. Facebook’a
koyduğunuz bir resmi (ki resim değil o- fotoğraf!) ilkokul arkadaşınız bile
beğenmese acımazdı o zaman. Cuma Cuma sinemaya gitmiyor oluşunuzdan paye
çıkarır, bekârlığın tadına varırdınız doya doya- el aşortmanın lastiğinde. Loş ışık,
Behzat Ç., malak birası ve çekirdek mi dersin, gönder gelsin tasası, yemişim
tasasını.
Evde balık pişirmeyi
götünüzü yırtsanız da anlamayacak olan o manita var ya o manita, siz hayatın
sırrına muvâffak olsanız, kanserin ilacını bulsanız ve hatta Fenerbahçe başkanı
bile seçilseniz sizi sallamaz olm. O kızdan hayır gelir mi? Haybeye sıkıntı
yapıyorsunuz, bak annelere bak, onlar bir balığı pişirebilmenin ömür doçentliği
kazandırdığını bilirler.
Bir defa haysiyetli
adamlar manitasıyla ayrılık kavgaları yaşamazlar. Tartışırlar. Sevgileri onları
değiştirir, ben değil sen olmayı öğrenirler. Yani tartışarak gelişirler. Ayrılıkta
neymiş? Ayrıldıysa seni sevmiyor işte, benden söylemesi! Manitalar birlikte
büyürler afedersin. Ağlamaya hacet yoktur o işlerde. Sıçtın mı? Beraber sıçarlar.
Biri sıçınca öbürü tekmeyi basmaz hemen. Biraz utandırır belki, o da güzel
bak, ama terk etmezler. Terk edenler bizden değildir. İyisi mi siz bir balık
pazarına gidin, orada özgüveni kiloyla satıyorlar. Paranız yoksa haftaya
ödersiniz. Hepsi birer profesör sanırsın. Bir işin adabını bilmek isteyene
sıkılmadan öğretiyorlar. Psikologlar halt etmiş. Adam suyun sırrına ulaşmış sen
hala ağlıyorsun! Yazıklar olsun seni taşıdığım dokuz aya. piiiy.