“gönül veren dostların kitapla buluşt..”
dermişim. O kadar kısa bir davette bulunur muyum hiç J
Kitaplar sadece okuyan ve yazan için
kutsal geri kalanlar için domatesten farksız olduğundan imza günleri heyecan
vericidir. Ruh hastası bir hayranın elinde kezzapla sıraya girme ihtimali de
vardır, hiç kimsenin gelmeme ihtimali de… Yazarın başına gelebilecek en korkunç
şey hep ikincisidir. Yoksa kezzap, aileye kasıt, silahlı saldırı falan kendi
imzasında tek başına oturan yazardan daha ölümcül değildir.
Imza günleri yazar için bugüne kadar
dökülen terin karşılığıdır. Arada yayıncılar, sayfalar ve vaatler bulunmaz.
Satırlar aracılığıyla dokunduğu hayatlarla tokalaşma zamanıdır. Alkış toplama
zamanıdır. (ya kimse gelmezse)
Okuyucular içinse acayip deneyimler
günüdür. Bir defasında ambulansla çıkartıldı bir okuyucu. Bir keresinde
gizliden viski içip imzanın sonunu zar zor getirdik, fazla kaçırmışız. O değil
de, yazar hayranlığı diğer “celebrity” hayranlığından çok daha gerçekçidir.
Hayranı olduğum yazarın (ki çok var)
karşısında heyecandan tetenek olup on altı saniyede tüm hayat hikayemi
anlatmıştım. Elimdeki kitabı da imzalatmayı unutmuşum. Beş dakika sonra yazar
beni buldu ve “kitabı” dedi “imzalatmayı unuttunuz.” Ben şok. Zaten ne
saçmaladım öyle diye kendimi yiyordum adam bir de imza atmaya ayağıma geliyor.
Neyse imzasını attı ve gitti. Ben ise kitabı ters çevirip on sene boyunca ne
yazdığına bakmadım. (böyle de delikanlı okuyucumdur) On sene sonra ilk kitabım
çıktığında artık tamam dedim, hazırım. Açıp baktım. “Güzel meslektaşıma,
sevgilerle” yazmış. On altı saniye hala kayıp. :)
Okuyucu için imza günü tam yerinde ve
saatinde başlar. Ancak yazar için yayıncısından imza günü tarihi
bildirildiğinde başlar. Bu da takriben üç hafta öncesinde oluyor. Ilk başta
imzaya gitmeyi reddeder yazarlar, biliyor muydunuz? (ya kimse gelmezse) Sırasıyla
yemeden içmeden kesilir, panik atak olur, mide krampı geçirir. Aile fertlerini
ya da yakın dostlarını imzaya gitmemeye ikna etmeye çalışır. Hani yanlışlıkla
yakınlarından biri “evet ya çok haklısın” diyecek olsa pim alev alacak. O
yüzden yazarın çevresi yazardan daha hassas davranır büyük gün için. “Aman ha
gitmemek ne demek.” Sonra son gece muhtemelen bebek gibi ağlarlar. Geçmiş ve
hiçbir etkisi kalmamış acılarını öne sürerek bütün gece korku dolu melankoli
yaşarlar. Sabahı zor ettiği gün son kararını verecek, gitmeyecektir. Imzaya
saatler kala kapı çalar, başka bir yazar sorgusuzca içeri girer. Dolabından
birkaç elbise seçer ve zorla duşa sokar. Zırlayan seslere kulak asmaz ve onu
arabaya sürükler. Yol boyunca sanki imzaya gitmiyorlarmış gibi havadan sudan
konuşup akıl dağıtırlar ve böylece imza saatinden on beş dakika önce
yetiştirdiği meslektaşını o koltuğa oturtur. (ya kimse gelmezse)
Kolay değildir yazarla okuyucunun
buluşması. Kolay değildir tüm duvarların ortadan kalkması. Ama siz zaten bunun
kolay olmadığını okuyucusu olmayı kabul ettiğinizde öğrenmiştiniz. Samimi bir
sevgidir okuyucunun sevgisi. El emeğine gönülden teşekkür etmektir imza
günlerine gitmek. Sırf benim için değil hangi yazarın kitaplarını sevdiyseniz
gidin. Gidin ki sizi görünce iyi bir şeyler yapmış olduğuna olan inancı tamir
olsun. Gidin ki bundan sonra da yazmaya devam edebilsin. Gidin, çünkü
yazarların o yüksek egosu bir tek o gün ortada olmayacaktır.
Pazar günü orada oturacağım. Imzayı ben
atacağım ama asıl yazar siz olacaksınız. Sizi seyretmeye doyamayacağım. Ne
diyordum başta; Kitaplara gönül veren dostları buluşturan Tüyap Kitap Fuarında
görüşmek üzere.
zec
