Biyolojide benzer sistemler bütünleşmeye
eğilimlidir. Aynı doktrin insanoğlu için de geçerli.
Pek çok şairin kendisine benzeyen birine âşık olduğunu biliriz. Ben şiir okumam da sanatçı desem yarım aklın
karışacağı için oradan yürüyorum.
Dolayısıyla saatlerdir arkadaşının başını
yediğin yeni manitanın üstün özelliklerine değil tıpatıp sana olan benzerliğine
kapılmış olduğunu öğrendin sayıyorum.
Olay step by step şöyle gelişiyor;
*Biriyle tanışırsın.
*Dudağı, gözleri, elleri ya da konuşma biçimi
gibi en az iki özellik dikkatini çeker.
*Belki farkında değilsindir de ona bön bön
bakmanın muhtemel sebebi bu.
*Günümüzde internetin nimetlerinden
faydalanırsın. Sosyal medya aracılığıyla biraz bilgi toplarsın.
*Bu verilerle düşmanını bellersin.
*Avı kucağa düşürmek için verileri kullanarak
next sevgilinin karşısına geçersin.
*Nasıl davranacağını öğrenmen maksimum bir
gününü alır.
Boşuna arkadaşlarını daraltma.
Bu formülü takip edersen avın çarpılması an
meselesi. Karşındaki öküz bile olsa doğa kanunları hepimiz için vardır ve doğa
bizi çağırmaktadır. Üreyeceğim... Üreyeceğim... Üreye...
Çok değil üç serçe adım attığında keklik
çantaya girer ve nihayet buluşursunuz. Sonrası sana kalmış.
Eskisi gibi önünden geçerken mendil atman
gerekmiyor. O ney laaan öyle? Yıl olmuş yirmi ikinci yüzyıl. İçgüdülerini birazcık dinlemeyi öğrenmedin
mi?
Yakında şenlik başlıyooooooor!
Bütün bu yorucu işlemlerden sonra çiftleşme
başladı di mi? Hah ben oradan anlatıcam.
Yatağa girene kadar hormonlarında birtakım
algılamalar, salgılamalar ağı oluştu. Bu ağ sevişme esnasında iki deneğin
atomlarından birleşerek yeni bir feromon üretecek. Fundaxion52 adlı bu feromon
deeermişim. Teşrik-i mesai bitimine kadar bünyeye iki mesaj taşıyacak.
İşlem akti tamamlandığında ya MİDEN BULANACAK
ya da KİMYASAL TUTULMA başlayacak. Kısaca, “Tamam mı, devam mı.”
Mide bulantısı mesajı alınmışsa kitabı kapatıp
seyahate çıkabilirsin. Noluyo lan bana, âşık mı oluyorum
demişsen; nur topu gibi bir kimyasal tutulman oldu Allah analı babalı büyütsün.
Biliyorum biliyorum toplumsal kurallar çok
sert. Sen de namuslu görünmek için limitsizce yalan söylemek durumundasın. Ulan
bu kadar yalan söylüyorum bari biraz inanayım desen de nafile; içindeki
fırtınalar dinmiyor!
Çünkü yaradılış mizacın bu güzel kardeşim! Her
canlının tabiatı üreme üzerine kurulu. Bana inanmıyorsan aç bak neyşınıl ceografiyi
hangi canlıyı anlatırsa konu hep üreme içgüdüsyle son bulur.
Sen namuslu görünecen diye doğanın kanunu
değişmiyor!
Bak, canlı derken uzaylıların olayı farklı. Onlar
da Allah’ın bir kulu ama işleri üremeyle yürütmüyorlar. Neden? Çünkü onlar
bizden daha ileri medeniyetler olmak adına vahşi dürtülerini aldırmışlar.
Atalarını incelemiş ve ilerleyememe
sebeplerinin hep bu am.göt.meme olduğunu anlamışlar.
Beyinlerinde bulunan birtakım nöronları ilahi
teknoloji sayesinde aldırdıklarında hayatları daha güzel olmuş.
Bir defa kıskançlık duymuyorlarmış. Sonra
toprak ve iktidar kavgası oralarda olmazmış. Rant için birbirlerini öldürmek ne
kadar da mantıksızmış.
Zina yapacam diye on üç yaşındaki kızları
nikâhlarına almazlarmış. Yirmi altı tane orospu çocuğu toplanıp el kadar
çocuğun hayatını karartmazmış.
Peki, ne yapmış bu uzaylılar türlerinin devamı
için? Sen söyle. Heriflerde duygusal nöronlar yok ama üremeleri gerek, sen
olsan ne yapardın? Çalıştır lan kafayı, ceviz ye. Kime diyorum! Erich von
Daniken oku!
Tabii ki klonlama sistemine geçmişler güzel
evladım. Bunun neresini anlamadın ki? Otur sıfır...
Elbette bu fazla ilerlemiş medeniyetleri
keşfetmemiz binlerce asır sürecek. Adamlar aşmış mına koyim! Bizim gezegende o
işler henüz anaokul seviyesinde.
Dolly diye bir koyunu klonladık altı yıl
yaşadı. Sonra dinciler, ‘’Allah’ın işine burnunuzu sokmayın,’’ diye fetva
verdi. Vazgeçtik ilerlemekten. Biz de gezegen olarak ilkellikten nasibimizi
alacağız. Elbette... Ama torunlarımız yetişir mi bilemiyorum.
Bugünkü çağın şartlarına göre yaşamalısın
yengecim. Şimdi sakince o elindeki toplumsal değerleri yere bırak ve biraz
yaradılış nizamına çalış.
Uzaylılar yukarıdan bizim seçimlerimize
baktıkça mal gibi şaşırıyorlar. Yapılacak onca iş varken insan soyu neden
cinselliğe bu kadar kafa patlatıyor. Anlayamıyorlar. Adamlar gelişmiş işte ne
demeye çalışıyorlar ben de bilmiyorum ki...
Nesini anlamıyorsunuz ya? İnsanlar üremek için
cinayet bile işlerler. Bu kadar basit. Neyse abi çıkamadım bir yere, idare et.
Diyorum ki genlerinde bulunan üreme arzusunu
inkâr ederek sen de bir yere varamazsın.
İnsan ırkı olarak yaşımız kaç olursa olsun
çıplaklık karşısında heyecanlanıyoruz işte. O feromon, gözümüze hoş gelen bir
şeye rastladığında otomatik olarak atağa geçiyor. Bazı ataklar çok zayıf
kaldığı için sonuca varamıyor.
Ancak, feromon güçlü bir potansiyelle
karşılaştığında hedefe kilitleniyor ve genellikle pozitif sonuç alıyor.
Uzaylı işte ne bilsin...
Bu kadar evrensel bilgiden sonra varoluş
zıpzıtısını biraz anlar ve artık kadın olarak mezun olabilirsin ablacım. Gerçi
bazılarımız gay oluyor o da ayrı bir konu ama nerden girersen gir netice hep
aynı.
Güzel olan her şey bizde o feromonu uyandırıyor.
İşte bunlar hep seks!
Ne oluyor seks yaparken?
Adım adım gidelim.
*Önce en az iki kalifiye nitelikle bize
benzeyen biriyle tanıştık.
*Sanallaştık.
*Kikirdemeşler.
*Kırıtma, kuşlar gibi şov yapma.
*Feromonun aktive olması.
*Yakınlaşma çabaları.
*Kapanış.
Yetişkin seviyeye ulaşmış bir feromon her
türlü özdeyişle patlayacaktır.
Buraya kadar içgüdülerinle hareket ettiğin
için gelecek kaygıların oluşmadı. Kaygılar tam yokuş aşağı inmeye başladığın o
anda aklına geldi.
O yavşak feromonun Medusa gibi vaatlerini
fısıldadığı tutkuya ulaşmak hayatına mal olsa da kaygıya yakalanmayacaktın.
Daha net olmak gerekirse bir kere fişek yandı mı şimdiden geçmiş olsun.
Bazı gerizekâlılar bu aşamaya kadar gelip
toplum bilincinin zerk ettiği tabularla çarpışır. Annem ne der, orospu muyum,
zevk almak ayıptır, ya beni aramazsa, bedenimi beğenmezse, götüm kokarsa, ya
evlenmek istemezse, ya beni reddederse şeklinde ardı kesilmeyen tabular
feromonun anasını siker!
Eğer, “Siktiret yaow, bu benle içimdeki Tanrı
arasında,” diyebilirsen tabu engeli aşılacaktır. Ki bu yüksek ihtimalle olay
anını sarkıtacak ve golümüzü ofsayt saydıracaktır ama boşver hangi maçta
haksızlık olmuyor ki...
Diyelim ki diğer yoldan gittin… Yani hiçbir
tabuyla karşılaşmadın. Yani olayın tabiatındasın. Ataktaki feromon topu hiç
kaybetmedi ve ceza sahasına yetişti. Orada büyük bir sürprizle karşılaşacaksın.
Seksi bir kaltak kalede seni bekliyor olacak!
Yumuşakça ona pas verirken o topu şehvetle
filelere taşır. Seksi kaltağın ne kadar yetenekli olduğunu bilsen kaygılarını
boşverip sadece onu izlerdin.
Zira ilkel ömründe bu denli harika bir şey
görmezsin. Sanırsın bu işi bin yıldır yapıyor.
Dudaklarına büyülenirsin. Böyle sade ve bir o
kadar da cüretkâr hareket eden bir kaltakla Brad Pitt' de filelerde olmak
ister. O kaltak uzaylılara pabucunu ters giydirir yemin ediyorum.
İşte bitanesi kimyasal tutulma dediğin o
kaltakla tanışabilmendir. Ayy bir de takım arkadaşı olurmuşsun. Piiiiiy deme...
Deme... Uzaylıların kafasını karıştırma.
Şimdi, gözlerini aç, nefesine odaklan veeee
bedenine geri dön.
Maç daha yeni başladı.
Kimyasal tutulduğun sürece ne zaman istersen
sahalara girebilirsin. Hadi bana eyvallah dermişim.
Bundan böyle negatif değerlerin tamamı
kaybolacak. Etraf ne derse desin sen her şeyi slow motion’da izleyecek, işini
gücünü bırakıp onun hayatına koşacak, zamanla kendini unutacak, eski
alışkanlıklarını anımsamayacak ve yeni alışkanlıklar edineceksin.
Huyların değişecek, tükürdüğünü yalayacak,
işten ayrılacak, götünün dibinde kendine yer bulacak, akşama kadar umutsuz bir
beklenti içinde sessizce oturacak, hiçbir şeye adapte olamayacaksın.
Başkası şu yaptığının onda birini yapsa
ebesini sikecekken yüzsüzce burada duruyor olacaksın.
Müzik zevkin renove edilecek, uyku saatlerin
değişecek, asosyal olmak tatlı gelecek, yemek pişirmek ulvi bir görev sayılacak.
Sokakta yürürken birkaç dakikalığına telefonda
konuşmak için elini bıraktığında içine bir boşluk düşecek, kalbin kırılacak,
neredeyse ağlamaya başlayacaksın.
Bütün ömrün onu aramakla geçmiş gibi gelecek
ve geçmişte birlikte olmadığınız için köpek balığı gibi kıskanacaksın!
Birine bunları anlatmaya kalksan seni rezil
edeceğinden zamanla yalnızlaşacaksın.
Yer yer adını unutacak, dünyanın ne kadar
küçük bir yer olduğuna kafa yoracak ve gittikçe küçüleceksin.
Uzun zamandır mutluluktan aynaya bakmadığın
için kendini çirkin hissedeceksin. Kendin gibi olmakla onun istediği kişi olmak
arasında sürekli gidip geleceksin.
Toplumsal zırtlar bir kulağından girip
öbüründen çıkacak. Annen aradığında rahatça yalan söyleyeceksin. Dünyadaki ilk
ve tek önemli şey onun yanında biraz daha fazla kalabilmek olacak.
Kusura bakma da ben böyle güzel güzel
anlatırım sabaha kadar. Alooooo! Kimyasal n’aber?
Yabancı bir beyin cerrahının kitabında kukinin
ve pukinin ayrı beyinleri olduğunu okumuştum. Biraz kafa yorunca haklı buldum.
Düşünsene karı koca kavga etmişler,
birbirlerinin ağzına sıçmışlar, artık yüzlerine bakacak şeyleri kalmamış. Hatta konuşmuyorlar. Bir gün, bir
an, feromon patlar ve yine seks yaparlar.
Mahkeme salonlarında son derece çirkefçe
çekişen eşler bile bakarsın bir gün yine çiftleşmişler. İkisi de aralarındaki
meselenin büyüklüğüne bakınca hadi seks yapalım demiyorlar herhâlde.
İşte bunlar hep kimyasal tutulma!
Kocası henüz çocukları bebeyken kendisini
aldatmış bir kadın tanıyorum. Adam aldattığı diğer kadınla evlendi ve bir daha
arkasına bakmadı.
Aldatılan kadın yıllarca üzüntüsüyle baş
etmeyi öğrenmek zorunda kaldıktan sonra bir gün adam çıkageldi. Aradan tam on
sekiz yıl geçmişti ve ikisinin de başka eşlerden çocukları, yeni aileleri
vardı. Tekrar yattılar. İkisinin de kafası karıştı.
Önce bu durumu görmezden gelmeyi denediler ama
tutkuları ilk günkü gibi ateşlenmişti bir defa. Bir süre gizli âşıklar gibi takıldıktan sonra ikisi de boşanıp tekrar birbirleriyle
evlendi.
Buna tanık olan dostları ikisine de çok kızmıştı.
Yıllarca sorunlarını dinlemiş, yüklerini
paylaşmışlardı ve onların şu yaptığına bak! Alay eder gibi evleniverdiler.
Affedemiyordu dostlar. Zaten ilişki sorunlarını dostlara anlatırken üç kere
filtreden geçirmek lazım.
Sen affedersin ama dostların affetmez...
Olayın aslı şu, dışarıdaki sorunlar ne kadar
büyük olursa olsun, geveze zihin ne kadar blokaj koyarsa koysun kukiyle pukinin
ayrı beyinleri vardı.
Onlar eğer bir araya gelmek isterse okyanus
olsa mesafe yaratamaz. Hatta daha ileri gidip şunu söyleyebilirim ki kukiyle
pukinin kararı bütün toplumsal zaruriyeti döver.
İşte o kadar!
Herkes bir yol bulup o yatağa girer arkadaş.
Pukiyle kukinin dış dünyayla ilgisi yoktur. Onlar bir araya geldiklerinde özel
bir iletişim kurarlar. Temel içgüdü somutlaştırılacak olsa tek kromozomlu, bir
DNA’lı bir şey olurdu herhâlde.
O laf yanlışmış, doğrusu fingonun ahırıymış.
Bir girdin mi kapıyı kapatmak aklına gelmez. O yüzden bir orospu çocuğuna neden
âşık olduğunu anlamlandırmaktan ve kendini suçlamaktan vazgeç.
Kimyasal tutuldun mu bir daha geri dönüş
olmuyor. Kimse dönemedi olm!
Haaa ilişkin var artık. İvit. Ama iyi mi kötü
mü bilmiyoruz.
O bakımdan sevgili seyirciler duygular coştu
mu hiiiiç öldürmeye çalışmayacaksın. Ucuz muyum, az mıyım, beğenildim mi?
Sikerler! Beşinci vitestesin amk anca yokuş aşağı gidersin yukarı değil. Haybeye
patinaj çekme!
Sen bunun yerine ne yapıyorsun?
*Kaygılarını afişe ediyorsun.
*Arkadaşlarını imkansızlıklarına ortak
ediyorsun.
*Hayatını başkasının hikâyeleriyle
dolduruyorsun.
*Neden bi ilişkim yok diye hayıflanıyorsun.
*Sonra yine kimyasal tutuluyorsun.
*Arkadaşların sana küsüyor.
*Üzülüyorsun.
*Yine beraber oluyorsun.
Alem göt olmuş hesaaabı...
Kimyasal tutulmanın ne zaman iş başı yapacağını Allah bilir. O
yüzden dikkatli olman gerek.
En önemli işin kendini tanımak unutma!
Toplumsal değerlere göre yaşamak koyunların olayı sen uzaya çıkacaksın.
Nası olacah diyorsun?
İç dünyandaki fırtınanın seline kapılıp, dış
dünyadakilere reklam yapmayacahsın öyle olacah. Bırak arkadaşların seni eskisi
gibi namuslu sansın.
Biraz kastır bak kimse anlamaz, raaatol.
Dürüst ol lan kendine. Sen kendinin düşmanı değil dostusun. Ona iyi davran ve
mabedine sahip çık.
Bir sıcak şarap yap da içek. Nane koyma ama
ben sevmiyorum.
-S*ktirgitli Aşklar- (alıntı)

