November 02, 2017

Yazar ve Okuyucu





“gönül veren dostların kitapla buluşt..” dermişim. O kadar kısa bir davette bulunur muyum hiç J

Kitaplar sadece okuyan ve yazan için kutsal geri kalanlar için domatesten farksız olduğundan imza günleri heyecan vericidir. Ruh hastası bir hayranın elinde kezzapla sıraya girme ihtimali de vardır, hiç kimsenin gelmeme ihtimali de… Yazarın başına gelebilecek en korkunç şey hep ikincisidir. Yoksa kezzap, aileye kasıt, silahlı saldırı falan kendi imzasında tek başına oturan yazardan daha ölümcül değildir.

Imza günleri yazar için bugüne kadar dökülen terin karşılığıdır. Arada yayıncılar, sayfalar ve vaatler bulunmaz. Satırlar aracılığıyla dokunduğu hayatlarla tokalaşma zamanıdır. Alkış toplama zamanıdır. (ya kimse gelmezse)

Okuyucular içinse acayip deneyimler günüdür. Bir defasında ambulansla çıkartıldı bir okuyucu. Bir keresinde gizliden viski içip imzanın sonunu zar zor getirdik, fazla kaçırmışız. O değil de, yazar hayranlığı diğer “celebrity” hayranlığından çok daha gerçekçidir.

Hayranı olduğum yazarın (ki çok var) karşısında heyecandan tetenek olup on altı saniyede tüm hayat hikayemi anlatmıştım. Elimdeki kitabı da imzalatmayı unutmuşum. Beş dakika sonra yazar beni buldu ve “kitabı” dedi “imzalatmayı unuttunuz.” Ben şok. Zaten ne saçmaladım öyle diye kendimi yiyordum adam bir de imza atmaya ayağıma geliyor. Neyse imzasını attı ve gitti. Ben ise kitabı ters çevirip on sene boyunca ne yazdığına bakmadım. (böyle de delikanlı okuyucumdur) On sene sonra ilk kitabım çıktığında artık tamam dedim, hazırım. Açıp baktım. “Güzel meslektaşıma, sevgilerle” yazmış. On altı saniye hala kayıp. :)

Okuyucu için imza günü tam yerinde ve saatinde başlar. Ancak yazar için yayıncısından imza günü tarihi bildirildiğinde başlar. Bu da takriben üç hafta öncesinde oluyor. Ilk başta imzaya gitmeyi reddeder yazarlar, biliyor muydunuz? (ya kimse gelmezse) Sırasıyla yemeden içmeden kesilir, panik atak olur, mide krampı geçirir. Aile fertlerini ya da yakın dostlarını imzaya gitmemeye ikna etmeye çalışır. Hani yanlışlıkla yakınlarından biri “evet ya çok haklısın” diyecek olsa pim alev alacak. O yüzden yazarın çevresi yazardan daha hassas davranır büyük gün için. “Aman ha gitmemek ne demek.” Sonra son gece muhtemelen bebek gibi ağlarlar. Geçmiş ve hiçbir etkisi kalmamış acılarını öne sürerek bütün gece korku dolu melankoli yaşarlar. Sabahı zor ettiği gün son kararını verecek, gitmeyecektir. Imzaya saatler kala kapı çalar, başka bir yazar sorgusuzca içeri girer. Dolabından birkaç elbise seçer ve zorla duşa sokar. Zırlayan seslere kulak asmaz ve onu arabaya sürükler. Yol boyunca sanki imzaya gitmiyorlarmış gibi havadan sudan konuşup akıl dağıtırlar ve böylece imza saatinden on beş dakika önce yetiştirdiği meslektaşını o koltuğa oturtur. (ya kimse gelmezse)

Kolay değildir yazarla okuyucunun buluşması. Kolay değildir tüm duvarların ortadan kalkması. Ama siz zaten bunun kolay olmadığını okuyucusu olmayı kabul ettiğinizde öğrenmiştiniz. Samimi bir sevgidir okuyucunun sevgisi. El emeğine gönülden teşekkür etmektir imza günlerine gitmek. Sırf benim için değil hangi yazarın kitaplarını sevdiyseniz gidin. Gidin ki sizi görünce iyi bir şeyler yapmış olduğuna olan inancı tamir olsun. Gidin ki bundan sonra da yazmaya devam edebilsin. Gidin, çünkü yazarların o yüksek egosu bir tek o gün ortada olmayacaktır.


Pazar günü orada oturacağım. Imzayı ben atacağım ama asıl yazar siz olacaksınız. Sizi seyretmeye doyamayacağım. Ne diyordum başta; Kitaplara gönül veren dostları buluşturan Tüyap Kitap Fuarında görüşmek üzere.
zec

No comments:

Post a Comment

I DON'T DRINK. HERE IS WHY.

These are the opinions of someone who did not choose alcohol. Addiction is hidden somewhere inside the software code of our generation. I do...