February 16, 2016

KİMYASAL TUTULMA



Biyolojide benzer sistemler bütünleşmeye eğilimlidir. Aynı doktrin insanoğlu için de geçerli.

Pek çok şairin kendisine benzeyen birine âşık olduğunu biliriz. Ben şiir okumam da sanatçı desem yarım aklın karışacağı için oradan yürüyorum.

Dolayısıyla saatlerdir arkadaşının başını yediğin yeni manitanın üstün özelliklerine değil tıpatıp sana olan benzerliğine kapılmış olduğunu öğrendin sayıyorum.

Olay step by step şöyle gelişiyor;

*Biriyle tanışırsın.
*Dudağı, gözleri, elleri ya da konuşma biçimi gibi en az iki özellik dikkatini çeker.
*Belki farkında değilsindir de ona bön bön bakmanın muhtemel sebebi bu.
*Günümüzde internetin nimetlerinden faydalanırsın. Sosyal medya aracılığıyla biraz bilgi toplarsın.
*Bu verilerle düşmanını bellersin.
*Avı kucağa düşürmek için verileri kullanarak next sevgilinin karşısına geçersin.
*Nasıl davranacağını öğrenmen maksimum bir gününü alır.

Boşuna arkadaşlarını daraltma.

Bu formülü takip edersen avın çarpılması an meselesi. Karşındaki öküz bile olsa doğa kanunları hepimiz için vardır ve doğa bizi çağırmaktadır. Üreyeceğim... Üreyeceğim... Üreye...

Çok değil üç serçe adım attığında keklik çantaya girer ve nihayet buluşursunuz. Sonrası sana kalmış.

Eskisi gibi önünden geçerken mendil atman gerekmiyor. O ney laaan öyle? Yıl olmuş yirmi ikinci yüzyıl.  İçgüdülerini birazcık dinlemeyi öğrenmedin mi?

Yakında şenlik başlıyooooooor!

Bütün bu yorucu işlemlerden sonra çiftleşme başladı di mi? Hah ben oradan anlatıcam.

Yatağa girene kadar hormonlarında birtakım algılamalar, salgılamalar ağı oluştu. Bu ağ sevişme esnasında iki deneğin atomlarından birleşerek yeni bir feromon üretecek. Fundaxion52 adlı bu feromon deeermişim. Teşrik-i mesai bitimine kadar bünyeye iki mesaj taşıyacak.

İşlem akti tamamlandığında ya MİDEN BULANACAK ya da KİMYASAL TUTULMA başlayacak. Kısaca, “Tamam mı, devam mı.”

Mide bulantısı mesajı alınmışsa kitabı kapatıp seyahate çıkabilirsin. Noluyo lan bana, âşık mı oluyorum demişsen; nur topu gibi bir kimyasal tutulman oldu Allah analı babalı büyütsün.

Biliyorum biliyorum toplumsal kurallar çok sert. Sen de namuslu görünmek için limitsizce yalan söylemek durumundasın. Ulan bu kadar yalan söylüyorum bari biraz inanayım desen de nafile; içindeki fırtınalar dinmiyor!

Çünkü yaradılış mizacın bu güzel kardeşim! Her canlının tabiatı üreme üzerine kurulu. Bana inanmıyorsan aç bak neyşınıl ceografiyi hangi canlıyı anlatırsa konu hep üreme içgüdüsyle son bulur.

Sen namuslu görünecen diye doğanın kanunu değişmiyor!

Bak, canlı derken uzaylıların olayı farklı. Onlar da Allah’ın bir kulu ama işleri üremeyle yürütmüyorlar. Neden? Çünkü onlar bizden daha ileri medeniyetler olmak adına vahşi dürtülerini aldırmışlar.

Atalarını incelemiş ve ilerleyememe sebeplerinin hep bu am.göt.meme olduğunu anlamışlar.

Beyinlerinde bulunan birtakım nöronları ilahi teknoloji sayesinde aldırdıklarında hayatları daha güzel olmuş.

Bir defa kıskançlık duymuyorlarmış. Sonra toprak ve iktidar kavgası oralarda olmazmış. Rant için birbirlerini öldürmek ne kadar da mantıksızmış.

Zina yapacam diye on üç yaşındaki kızları nikâhlarına almazlarmış. Yirmi altı tane orospu çocuğu toplanıp el kadar çocuğun hayatını karartmazmış.

Peki, ne yapmış bu uzaylılar türlerinin devamı için? Sen söyle. Heriflerde duygusal nöronlar yok ama üremeleri gerek, sen olsan ne yapardın? Çalıştır lan kafayı, ceviz ye. Kime diyorum! Erich von Daniken oku!

Tabii ki klonlama sistemine geçmişler güzel evladım. Bunun neresini anlamadın ki? Otur sıfır...

Elbette bu fazla ilerlemiş medeniyetleri keşfetmemiz binlerce asır sürecek. Adamlar aşmış mına koyim! Bizim gezegende o işler henüz anaokul seviyesinde.

Dolly diye bir koyunu klonladık altı yıl yaşadı. Sonra dinciler, ‘’Allah’ın işine burnunuzu sokmayın,’’ diye fetva verdi. Vazgeçtik ilerlemekten. Biz de gezegen olarak ilkellikten nasibimizi alacağız. Elbette... Ama torunlarımız yetişir mi bilemiyorum.

Bugünkü çağın şartlarına göre yaşamalısın yengecim. Şimdi sakince o elindeki toplumsal değerleri yere bırak ve biraz yaradılış nizamına çalış.

Uzaylılar yukarıdan bizim seçimlerimize baktıkça mal gibi şaşırıyorlar. Yapılacak onca iş varken insan soyu neden cinselliğe bu kadar kafa patlatıyor. Anlayamıyorlar. Adamlar gelişmiş işte ne demeye çalışıyorlar ben de bilmiyorum ki...

Nesini anlamıyorsunuz ya? İnsanlar üremek için cinayet bile işlerler. Bu kadar basit. Neyse abi çıkamadım bir yere, idare et.

Diyorum ki genlerinde bulunan üreme arzusunu inkâr ederek sen de bir yere varamazsın.

İnsan ırkı olarak yaşımız kaç olursa olsun çıplaklık karşısında heyecanlanıyoruz işte. O feromon, gözümüze hoş gelen bir şeye rastladığında otomatik olarak atağa geçiyor. Bazı ataklar çok zayıf kaldığı için sonuca varamıyor.

Ancak, feromon güçlü bir potansiyelle karşılaştığında hedefe kilitleniyor ve genellikle pozitif sonuç alıyor.

Uzaylı işte ne bilsin...

Bu kadar evrensel bilgiden sonra varoluş zıpzıtısını biraz anlar ve artık kadın olarak mezun olabilirsin ablacım. Gerçi bazılarımız gay oluyor o da ayrı bir konu ama nerden girersen gir netice hep aynı.

Güzel olan her şey bizde o feromonu uyandırıyor. İşte bunlar hep seks!

Ne oluyor seks yaparken?

Adım adım gidelim.

*Önce en az iki kalifiye nitelikle bize benzeyen biriyle tanıştık.
*Sanallaştık.
*Kikirdemeşler.
*Kırıtma, kuşlar gibi şov yapma.
*Feromonun aktive olması.
*Yakınlaşma çabaları.
*Kapanış.

Yetişkin seviyeye ulaşmış bir feromon her türlü özdeyişle patlayacaktır.

Buraya kadar içgüdülerinle hareket ettiğin için gelecek kaygıların oluşmadı. Kaygılar tam yokuş aşağı inmeye başladığın o anda aklına geldi.

O yavşak feromonun Medusa gibi vaatlerini fısıldadığı tutkuya ulaşmak hayatına mal olsa da kaygıya yakalanmayacaktın. Daha net olmak gerekirse bir kere fişek yandı mı şimdiden geçmiş olsun. 

Bazı gerizekâlılar bu aşamaya kadar gelip toplum bilincinin zerk ettiği tabularla çarpışır. Annem ne der, orospu muyum, zevk almak ayıptır, ya beni aramazsa, bedenimi beğenmezse, götüm kokarsa, ya evlenmek istemezse, ya beni reddederse şeklinde ardı kesilmeyen tabular feromonun anasını siker!

Eğer, “Siktiret yaow, bu benle içimdeki Tanrı arasında,” diyebilirsen tabu engeli aşılacaktır. Ki bu yüksek ihtimalle olay anını sarkıtacak ve golümüzü ofsayt saydıracaktır ama boşver hangi maçta haksızlık olmuyor ki...

Diyelim ki diğer yoldan gittin… Yani hiçbir tabuyla karşılaşmadın. Yani olayın tabiatındasın. Ataktaki feromon topu hiç kaybetmedi ve ceza sahasına yetişti. Orada büyük bir sürprizle karşılaşacaksın.

Seksi bir kaltak kalede seni bekliyor olacak!

Yumuşakça ona pas verirken o topu şehvetle filelere taşır. Seksi kaltağın ne kadar yetenekli olduğunu bilsen kaygılarını boşverip sadece onu izlerdin.

Zira ilkel ömründe bu denli harika bir şey görmezsin. Sanırsın bu işi bin yıldır yapıyor.

Dudaklarına büyülenirsin. Böyle sade ve bir o kadar da cüretkâr hareket eden bir kaltakla Brad Pitt' de filelerde olmak ister. O kaltak uzaylılara pabucunu ters giydirir yemin ediyorum.

İşte bitanesi kimyasal tutulma dediğin o kaltakla tanışabilmendir. Ayy bir de takım arkadaşı olurmuşsun. Piiiiiy deme... Deme... Uzaylıların kafasını karıştırma.

Şimdi, gözlerini aç, nefesine odaklan veeee bedenine geri dön.

Maç daha yeni başladı.

Kimyasal tutulduğun sürece ne zaman istersen sahalara girebilirsin. Hadi bana eyvallah dermişim.

Bundan böyle negatif değerlerin tamamı kaybolacak. Etraf ne derse desin sen her şeyi slow motion’da izleyecek, işini gücünü bırakıp onun hayatına koşacak, zamanla kendini unutacak, eski alışkanlıklarını anımsamayacak ve yeni alışkanlıklar edineceksin.

Huyların değişecek, tükürdüğünü yalayacak, işten ayrılacak, götünün dibinde kendine yer bulacak, akşama kadar umutsuz bir beklenti içinde sessizce oturacak, hiçbir şeye adapte olamayacaksın.

Başkası şu yaptığının onda birini yapsa ebesini sikecekken yüzsüzce burada duruyor olacaksın.

Müzik zevkin renove edilecek, uyku saatlerin değişecek, asosyal olmak tatlı gelecek, yemek pişirmek ulvi bir görev sayılacak.

Sokakta yürürken birkaç dakikalığına telefonda konuşmak için elini bıraktığında içine bir boşluk düşecek, kalbin kırılacak, neredeyse ağlamaya başlayacaksın.

Bütün ömrün onu aramakla geçmiş gibi gelecek ve geçmişte birlikte olmadığınız için köpek balığı gibi kıskanacaksın!

Birine bunları anlatmaya kalksan seni rezil edeceğinden zamanla yalnızlaşacaksın.

Yer yer adını unutacak, dünyanın ne kadar küçük bir yer olduğuna kafa yoracak ve gittikçe küçüleceksin.

Uzun zamandır mutluluktan aynaya bakmadığın için kendini çirkin hissedeceksin. Kendin gibi olmakla onun istediği kişi olmak arasında sürekli gidip geleceksin.

Toplumsal zırtlar bir kulağından girip öbüründen çıkacak. Annen aradığında rahatça yalan söyleyeceksin. Dünyadaki ilk ve tek önemli şey onun yanında biraz daha fazla kalabilmek olacak.

Kusura bakma da ben böyle güzel güzel anlatırım sabaha kadar. Alooooo! Kimyasal n’aber?

Yabancı bir beyin cerrahının kitabında kukinin ve pukinin ayrı beyinleri olduğunu okumuştum. Biraz kafa yorunca haklı buldum.

Düşünsene karı koca kavga etmişler, birbirlerinin ağzına sıçmışlar, artık yüzlerine bakacak şeyleri  kalmamış. Hatta konuşmuyorlar. Bir gün, bir an, feromon patlar ve yine seks yaparlar.

Mahkeme salonlarında son derece çirkefçe çekişen eşler bile bakarsın bir gün yine çiftleşmişler. İkisi de aralarındaki meselenin büyüklüğüne bakınca hadi seks yapalım demiyorlar herhâlde.

İşte bunlar hep kimyasal tutulma!

Kocası henüz çocukları bebeyken kendisini aldatmış bir kadın tanıyorum. Adam aldattığı diğer kadınla evlendi ve bir daha arkasına bakmadı.

Aldatılan kadın yıllarca üzüntüsüyle baş etmeyi öğrenmek zorunda kaldıktan sonra bir gün adam çıkageldi. Aradan tam on sekiz yıl geçmişti ve ikisinin de başka eşlerden çocukları, yeni aileleri vardı. Tekrar yattılar. İkisinin de kafası karıştı.

Önce bu durumu görmezden gelmeyi denediler ama tutkuları ilk günkü gibi ateşlenmişti bir defa. Bir süre gizli âşıklar gibi takıldıktan sonra ikisi de boşanıp tekrar birbirleriyle evlendi.

Buna tanık olan dostları ikisine de çok kızmıştı.

Yıllarca sorunlarını dinlemiş, yüklerini paylaşmışlardı ve onların şu yaptığına bak! Alay eder gibi evleniverdiler. Affedemiyordu dostlar. Zaten ilişki sorunlarını dostlara anlatırken üç kere filtreden geçirmek lazım.

Sen affedersin ama dostların affetmez...

Olayın aslı şu, dışarıdaki sorunlar ne kadar büyük olursa olsun, geveze zihin ne kadar blokaj koyarsa koysun kukiyle pukinin ayrı beyinleri vardı.

Onlar eğer bir araya gelmek isterse okyanus olsa mesafe yaratamaz. Hatta daha ileri gidip şunu söyleyebilirim ki kukiyle pukinin kararı bütün toplumsal zaruriyeti döver.

İşte o kadar!

Herkes bir yol bulup o yatağa girer arkadaş. Pukiyle kukinin dış dünyayla ilgisi yoktur. Onlar bir araya geldiklerinde özel bir iletişim kurarlar. Temel içgüdü somutlaştırılacak olsa tek kromozomlu, bir DNA’lı bir şey olurdu herhâlde.

O laf yanlışmış, doğrusu fingonun ahırıymış. Bir girdin mi kapıyı kapatmak aklına gelmez. O yüzden bir orospu çocuğuna neden âşık olduğunu anlamlandırmaktan ve kendini suçlamaktan vazgeç.

Kimyasal tutuldun mu bir daha geri dönüş olmuyor. Kimse dönemedi olm!

Haaa ilişkin var artık. İvit. Ama iyi mi kötü mü bilmiyoruz.

O bakımdan sevgili seyirciler duygular coştu mu hiiiiç öldürmeye çalışmayacaksın. Ucuz muyum, az mıyım, beğenildim mi? Sikerler! Beşinci vitestesin amk anca yokuş aşağı gidersin yukarı değil. Haybeye patinaj çekme!

Sen bunun yerine ne yapıyorsun?

*Kaygılarını afişe ediyorsun.
*Arkadaşlarını imkansızlıklarına ortak ediyorsun.
*Hayatını başkasının hikâyeleriyle dolduruyorsun.
*Neden bi ilişkim yok diye hayıflanıyorsun.
*Sonra yine kimyasal tutuluyorsun.
*Arkadaşların sana küsüyor.
*Üzülüyorsun.
*Yine beraber oluyorsun.

Alem göt olmuş hesaaabı...

Kimyasal tutulmanın ne  zaman iş başı yapacağını Allah bilir. O yüzden dikkatli olman gerek.

En önemli işin kendini tanımak unutma! Toplumsal değerlere göre yaşamak koyunların olayı sen uzaya çıkacaksın.

Nası olacah diyorsun?

İç dünyandaki fırtınanın seline kapılıp, dış dünyadakilere reklam yapmayacahsın öyle olacah. Bırak arkadaşların seni eskisi gibi namuslu sansın.

Biraz kastır bak kimse anlamaz, raaatol. Dürüst ol lan kendine. Sen kendinin düşmanı değil dostusun. Ona iyi davran ve mabedine sahip çık.


Bir sıcak şarap yap da içek. Nane koyma ama ben sevmiyorum.

-S*ktirgitli Aşklar- (alıntı)

February 12, 2016

KENDİ KENDİNE YETEMEYEN ADAMLAR


Kendine yetemeyen adamlar bir kadını öncelikle gıcık eder. Kanser ettiği de söylenir ama bilimciler oraları henüz çözemediğinden kesin bilgi deyip yayamıyoruz. Böyle bir adamla beraber olmak gaz yapar. Efenim uzun vadede mutsuz eder. Diş ağrısına dönüştürür. Durduk yere ayağını burkturur. Kabakulak ve bu gibi geçirilmemiş çocukluk hastalıklarını tetikler. Otuzundan sonra ergenlik sivilceleri söktürür. Adette düzensizlik, sinir uçlarında yıpranma, prolaktin seviyesinde düşüş ve hatta işten kovulmaya kadar başa bela açabilmektedir. Sen hala kafası kesilmiş tavuk gibi “bana noluyo” diye dolan dur. Ben sana diyeyim, bu çocuk okumaz. Tornacıya verelim bunu. Bari bir mesleği olsun. Bu danalar her defasında kendilerinden üç beden büyük kadınlara aşık olur. Sonra yetişemediği kadın bir gerekçe dahi sunmaksızın onu terk edince adı ruh hastasına çıkar. Evet, kimse kendine yetmezliğe sahip çıkmıyor. O güzel kafasını verimli bir işe kullanmıyor. Aklı fikri akşam nasıl sevişeceğinde. Sanıyor ki cebinde parası varsa bütün dünya ona kucak açacak. Bakkal dükkanı mı la bu? Devir değişti yahu. Teknoloji olsun, saadet zinciri olsun, provokasyon olsun her bok kendini güncelledi, sen hala yeşertecek gezegen arıyorsun.


Kendine yetmek istiyorsan hobiler edineceksin. Maalesef bunlar hobiyi jöle markası sanmaktalar. Kendine yetecek ve dünya vatandaşı olacaksın. Canın isterse okyanus aşabilecek, hiç bilmediğin bir dilde, bambaşka bir kültürde kendine yer bulabileceksin. Her koşulda yaşamayı becereceksin. Kendine yetme kafasını bir kez çözdün mü aşırı derecede eğleneceksin. Yanına bir de özgüvenç ekledin mi gelsin aşk, gitsin depresyon.

kendi kendine yetemeyen adamlar

February 05, 2016

HAYVAN MIYIZ ULAN BİZ?


8 yaşında karikatürle tanışanlar bilir kahramanların kutsallığını. Hatta az daha ilerleyince karikatür jargonuyla konuşmaya başlarsın ve etrafındakilerin yetersizliği yaptığın espirilerin havada kalmasına sebep olur. Bir mil daha gidince iyiden iyiye farklı biri olursun. Günün birinde sadece karikatür aracılığıyla iletişim kurmaya başlarsın ama şimdi bundan bahsetmek istemiyorum. Ben o çocuklardan biriyim. Fantastik sinemanın da fantastik edebiyatın da hastasıyım. Zaten zeka yaşımın 3,5’ta kalması bu yüzden. Neticede güzelliğimi bu gerzek espri anlayışına borçluyum.

Bizim memlekette sinemaya girmeyi hak eden onlarca karikatür kahramanı bulunur. Buna rağmen yabancı filmlere iç geçirip, “ulan bizde neden yok” dedik durduk. Sonra Mehmet Kurtuluş derin bir nefes aldı ve hayallerimize üfledi. En “bize benzeyen” karikatür kahramanı Kötü Kedi Şerafettin’i sinemaya taşımayı başardı. Yapımını yakından takip ettim de elini bu işe atmamış karikatürist, senarist, yönetmen, oyuncu, müzisyen yok. Herkesin bu işte olmasının nedeni Türkiye’nin milli gururu olmasıdır. Bu insanların öncelikle kafası farklı çalışanlara bir selam çakmak, sonralıkla da konudan bihaber olanlara bu olağanüstü virüsü bulaştırmak gibi bir tutkuları vardı. Üstelik içinde en ufak bir siyasi taraf veya sübliminal mesaj barındırmadan. Zaten sanat dediğin tek dişi kalmış canavarın işi olmaz öyle şeylerle.

Kötü Kedi Şero pis, ahlaksız ve yanlışlıkla içine vicdan karışmış Cihangir’in tapusuz sahibidir. Bize kedi sahiplerine nasıl davranacağımızı öğretir. Bunu yaparken de olayın saçmalığı karnımızı tuta tuta gülmemize sebep olur. Ayıptır söylemesi galasına gittim, gördüm; “şirisi ilmimiş, birisi ilmimiş” diyen taş olur yemin ediyorum. Dünyaya geldiğimiz bu yüzyılda böyle bir ilke tanıklık ettiğimiz için şükretmemiz gerek. Muhtemelen bundan sonra yurdun yaratıcı bebeleri Kötü Kedi Şerafettin Filminin üzerine yüzlerce taş ekleyecek. Pardon, ekleyebilecek. Çünkü film aşırı derecede “olmuş işte lan” bir film. Şimdi paşa paşa o şapkayı önümüze alıp alkışlamak zamanı. Afedersin Anima İstanbul şapkayı elimize verdi de.

zec

kötü kedi şerafettin filmi



January 06, 2016

Artful Living'le Röportaj

Edebiyat dergileriyle röportaj yapmayı seviyorum. Artful Living de çok şahane bir dergi. Siktirgitli Aşklar'dan, Amk Aşklar'dan, Yeni kitaptan, eski kitaptan, çoklu kişilik kargaşasından,  Funda Mentaloğlu'ndan, Zehra Azbay'dan, mahalle baskısından ve beni bozan sosyal medyadan konuştuk.
Şurada linki bulunmakta http://www.artfulliving.com.tr/edebiyat/ben-farkinda-olmadan-yazdigim-karaktere-burunurum-i-4728 artfulliving.com.tr
zehra azbay

September 12, 2015

ÖZGÜVENİNİ ÇALAN ERKEKLER



Zaten her kızın babasıyla sorunu vardır. Allı ballı ilişkisi olan kızların da mutlaka vardır ama onlar bunu görmezden gelir. Insan psikolojisiyle ilgili üç beş kitap okumuştur ve orada baba sorunlarından kendini sakınması gerektiğine kanaat getirmiştir. Aynı kızlar gidip iğrenç muamele görecekleri kocalar seçmişlerdir-nedense!

Kızların babasıyla yaşanan sorunların psikodinamiğine “elektra” ismi verilir. Özetle kendilerini annelerinin yerlerine koyma halidir Elektra Kargaşası. Hatta konuyla alakalı bir film örneği vermek gerekirse “Anne Frank’ın Günlüğü”. Psikologların yakından incelediği bir filmdir kendisi. Babasını annesinden kıskanır Anne Frank. Izleyince anlarsın.

Bir de bu ayağın erkek çocuklarını ilgilendiren tarafı bulunuyor. Ona da “Ödipüs Kargaşası” ismi verilmiş. Konuyla ilgili film demeyeceğim, zira bütün iyi filmlerde bu Ödipüs Kargaşası işlenmekte. Her senaryo baba-oğul çatışması üzerinden dönmez. En çok, kızı kazanmaya çalışan adamın rakibi olarak seyrederiz ödipüs kargaşasını. Neyse kafaları çok karıştırmayayım, konumuz kadınların özgüvenini çalan erkekler.

Işte bu erkeklerin genellikle babalarıyla alıp veremediği bir sorun bulunur. Ya baba çok otoriterdir ve anneyi dizginlemiştir, ya da küçük yaştan itibaren oğula şiddet istismarı uygulamıştır. Sonra oğul büyür, üniversiteyi bitirir, kendi parasını kazanmaya başlar, hatta görünürde babasıyla çok iyi anlaşmaktadır. Ancak karşı cinsle ilişkisinde ciddi arızalar yaşar!

Özellikle güzel, kendi ayakları üstünde duran, kariyeri olan veya başarılı kadınlardır ilişki kurdukları. Başlarda çok tatlıdırlar. Yeteneklerini görkemle sunar ve bu tip kadınları etkilerler. Sonra ilişki derinleştikçe bir kaçma hali baş gösterir. Kadının bu dengesizliği anlaması maalesef uzun zaman alır. Anladığında ise mantıkla çözmeye çalışacaktır!

Kadının başvurduğu ilk yöntem konuşmak olur. Ve fakat konuşmaya çalıştıkça adam sertleşir. Sertlik karşısında kadın geri çekilme yöntemini uygular. Bu defa adam güzel hediyelerle bir adım atar. Şık restoranlarda akşam yemekleri, gecesinde muhteşem sevişme seramonileri, aşk dolu sözler, hoop kadın krizin geçtiğini düşünmeye başlar.

Birkaç gün içinde kadının yeniden sahip olduğu coşku karşısında adam başka arıza çıkaracaktır. Örneğin kıskançlık krizi! Her kadın kıskanıldığı yerde sevginin olduğuna inanır. Bir anda kendini toplama ihtiyacı duyar. Hal ve hareketlerine çeki düzen verir. Yeter ki o tatlı anlar geri gelsin.

Kadın kendini adama layık biri olma yoluna soktuğu anda adam sırtını dönmeye başlayacaktır. Kadın artık oyunun içindedir ve adamın gönlünü hoş tutmak için etrafında pır döner. Kadının bu sevimli çabasını fark eden erkek kamçılamaya hakaretlerle devam eder.

Ilk başta haraketlerin yenilir yutulur türde olduğunu düşünen kadın “geçebiliriz burayı” sanır. Ancak her geçebiliriz burayı noktasında erkek babasına daha çok benzeyecek ve tıpkı kendi gördüğü muamele gibi “ne yaparsan yap, onay vermeyecektir.”

Bu bir kısır döngüdür sevgili seyirciler. Adım adım tırmanır zorluk. Bir bakmışsın bu adamla evlenmişsin. Bir bakmışsın bu adamla çocukların olmuş. Bir bakmışsın işin boyutu kocadan dayak yemeye varmış. Bir bakmışsın “kocamdır, döver de sever de…” insanı olmuşsun. Bir bakmışsın özgüveninden eser kalmamış. Bir bakmışsın babasının azize kızı elin ruhhastası adamının elinde ucuz, namussuz ve dehşet verici çirkinlikte bulmuş kendini. Sonu yok anlayacağın. Tek çare kangren kolunu kesip, eyvallah diyerek yoluna gitmek.

Not; Almanca “schadenfreude” diye bir tanım bulunuyor. Türkçe karşılığı; Hasarla Beslenen!


zec

Dipnot Tablet -234 

August 05, 2015

HER KADIN GÜZEL DEĞİLDİR


Aramızda gece ışıklarıyla Dubai’ye benzeyen kadınlar var. Sabah olduğunda ise balbumuna dönüşüyorlar. insanı hayrete sürüklemekle kalmıyor, bir de gaflet prensesi olmana sebep oluyor.

Şehrin güzel bir gecesi, güzel arkadaşım İlke’yle bol bol parlanıp alemlere aktıydık. Ona buna mavi boncuk dağıtan İlke’yi hayranlıkla izleyip eğlendiydim. Finalde gözlüklerimi çantasında unutup, ertesi sabah çok erken satte evine gitmek zorunda kalıyorum. Her insan evladı gibi zili çalıyorum. Uykulu uykulu biri açıyor sonra. Ona İlke’yi soruyorum. Böyle.. Bir şeyler diyor gözlerini belerte belerte. Duyamıyorum ama. Sesi uzaydan geliyor çünkü. Ne dediysem çok kızmş olacak ki hışımla gözlük kutumu fırlatıp kapıyı yüzüme çarpıyor.

Birkaç dakika sonra jeton düştüydü, kapıyı açan İlke’ydi. Bu defa “tanımadım ama çok pardon” demek için geri döndüm. Dönmeyeydim, eyiydi. Nasıl toparlayacağımı bilemedim tabi. Zaten ben sana bi şi diyeyim mi seyirci, toparlamaya çalışmamak lazım öyle durumlarda. Böylece hayatımın, ilk sahtekar kız arkadaş şokunu yaşadıydım. Hala atlatamadığımı söylemeliyim.

Pekala, çirkin olmak kader değildir. Öyle ki, günümüzde güzellik her kadının ulaşabileceği bir seviyeye erişmiştir. Her türlü amaca sunulacak hizmet bulunmakta. Neticede her kadın alımlı-sözlük anlamıyla, alıcısı bol- olmak ister. Ne kadar çok alıcı istersin o kadar kesenin ağzını açarsın.

O kadar yatırım yaptıktan sonra bütün hikayenin, sadece baş döndürücü Facebook fotoğrafı haline gelmesi çok ironiktir aslında. Dünyayla resmen alay etmektedirler. Direk, nanik yapıyorlar adeta. Bu salak erkeklerin de gün ağarıncaya kadar haberleri olmuyor. Ben erkek olsam ve sabah uyandığımda yanımda öyle bir şey olsa ölü taklidi yapmayı tercih ederim.

Derler ki, “güzel kadınlar hayata bir/sıfır önde başlar.” Biri de çıkıp demiyor ki, aman ha, makyaj çok acayip bir şey, bir/sıfır başladığın yarışı beş/üç kaybedebilirsin. Çünkü meme farkıyla filan depar atmıyor, bir de senin koşacağın yerlere raptiye diziyor.

Evvela, bu rakipler gece ava çıkarken kendilerine yatırım yapmakta ustalar. Yarışamıyorsun ki. Güzel kadınların aklına gelmez çünkü, mütevazi bir araba fiyatı kadar çanta satın almak. Yahut en pahalı berberde saçları ukala taratıp, ev kirası ederinde şampanyalar yudumlamak. Ihtiyacı olmaz.

Birileri kadınların erkeklere güzel görünmek için o kadar süslendiğini sanıyor. Halbuki kadınların kadınlara hava atmak için süslendiği kanıtlandı. Hadi kadının fikrini geçelim, neticede kendimizden daha bakımlı kadınları hepimiz hor görürüz. Peki ya erkekler ne düşünüyor Facebook’ta aşık olduğu kadınlara? Güzel insanların içinin de güzel olduğunu düşünüyorlar, elbette.

Yapılamayan araştırmalara göre, erkeklerin ev kirasına alerjisi olduğu ıspatlanmıştır. Buna karşın lükse bağışıklık kazanmış bir tür olduğu da kanıtlanıyor. Görüldüğü gibi “Her kadın güzeldir” safsatası yüzünden insanların akli dengesi tehdit altında. Her kadın güzel değildir, afedersin. Zaten makyaj da bunun için var olmuştur.

Kadınların piyasaya, pardon evden çıkarken kullandığı akıl dışı yöntemlerden ve en sık kullanılandır makyaj. Tamam, makyaj dinimizce de caizdir. Sürülür, günahı yoktur. Yalnız biraz adalete davet edeceğim. Hayır, hayır ediyorum. Pekala, ettim. Badanacının bile güzel kadınlardan daha dürüst olduğu bir dünyaya çocuk getirmek çok sakat fikir.


Büyük Türk düşünürü Redd’in, gece 12’den sonra balmumuna dönüşen kadınlar için yazdığı şarkısı var. Boşver…
zec
Dipnot tablet

I DON'T DRINK. HERE IS WHY.

These are the opinions of someone who did not choose alcohol. Addiction is hidden somewhere inside the software code of our generation. I do...